Korsanfan.Com - One Piece Türkiye
Korsanfan.Com - One Piece Türkiye
Neler yeni

Tomoceusz Katatiki ve Gyugyu (Ahlak Sorusu)

Hangisini Tercih Ederdiniz?

  • Tomoceusz Katatiki (Zalim Kral)

    Kullanılan: 2 100.0%
  • Gyugyu (Eziyet Gören Köle)

    Kullanılan: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    2
Tomoceusz Katatiki vs Gyugyu, bu ünlü "Az ötödik pecsét" (The Fifth Seal) filminden gelen bir düşünce deneyidir.



Tomóceusz Katatiki mi olmak istersin, yoksa Gyugyu mu?

Düşünün ki, ölümden sonra yeniden doğma şansınız var ve iki seçenek sunuluyor size:

Bir tarafta Tomóceusz Katatiki var. Hayali bir ada olan 'Lucs-lucs' adasının mutlak hükümdarı. Zengin, güçlü, her şeye sahip. Köleleri, malı, mülkü, keyfi yerinde. İstediği her şeyi yapabiliyor. Kölelerine inanılmaz zulüm ediyor: onları dövüyor, işkence yapıyor, aşağılıyor, ailelerini parçalıyor, her türlü kötülüğü yapıyor. Ama dikkat edin — vicdanı tamamen rahat. Çünkü yaşadığı çağın ve adanın ahlakına göre bunlar 'normal', hatta 'haklı'. Hiç pişmanlık duymuyor, uykusu rahat, hayatından son derece memnun. Kötülüğü yapıyor ama bunun farkında bile değil, çünkü kendi dünyasında 'iyi adam' olarak görülüyor.

Diğer tarafta ise Gyugyu var. Tamamen masum bir köle. Tomóceusz'un zulmüne maruz kalan, sürekli dayak yiyen, işkence gören, dili kesilen, gözü oyulan, karısı ve çocuğu öldürülen, her gün aşağılanan, ezilen, acı çeken biri. Hayat boyu sadece acı ve sefalet içinde yaşıyor. Ama vicdanı tertemiz. Çünkü kötülüğü yapan kendisi değil; sadece çekiyor. Kendini 'ahlaken üstün' hissediyor, çünkü en azından masum kalıyor. Acı çekse de, ruhu kirlenmiyor.

Şimdi soru şu:

Öldün ve yeniden doğacaksan, hangisi olmayı seçerdin?

Tomóceusz Katatiki gibi güçlü, zengin, vicdansız ama mutlu bir zalim mi?

Yoksa Gyugyu gibi ezilen, acı çeken ama vicdanı temiz, masum bir kurban mı?

Filmin Hikayesi



Bu soru, 1944'te, II. Dünya Savaşı'nın en karanlık günlerinde, Budapeşte'de bir meyhanede dört arkadaş arasında geçiyor. Nyilas (okçular, Macar faşistleri) dönemi... Herkesin hayatı tehlike altında. Saatçi Gyurica bu soruyu ortaya atıyor ve tartışma başlıyor. Hikayenin devamında bu dört adam (saatçi, kitapçı, marangoz ve meyhaneci) kendi aralarında tartışıyor. Çoğu başta 'Ben Gyugyu olurum' diyor, çünkü kimse kendini zalim olarak görmek istemiyor. Ama gece evlerine gidince içleri rahat etmiyor.

Bazıları uykusuz kalıyor ve sabah 'Aslında Tomóceusz olmak daha iyi' diye düşünüyor — çünkü en azından acı çeken değil, keyif süren taraf olmak istiyor. Sonra gerçek hayat devreye giriyor. O masum sandıkları sohbetin ertesi günü, bir hadi sakat, travmalı bir fotoğrafçı (Keszei) masalarına geliyor. Adam fanatik, hassas ve biraz da yaralı bir tip. Sohbet sırasında onu küçümsüyorlar, alay ediyorlar. Adam da gidip onları ihbar ediyor.

Ve birden bire o dört adam, hayatta kalma mücadelesinde gerçek bir seçime zorlanıyor: Ya zalimlerle işbirliği yapıp 'Tomóceusz' gibi davranacaklar, ya da onurlu ama acı çeken 'Gyugyu' gibi kalacaklar. Film ve roman burada gösteriyor ki: Teoride herkes 'temiz vicdanlı Gyugyu' olmak ister. Ama gerçek hayatta, tehlike anında, güç ve hayatta kalma söz konusu olduğunda çoğu insan farkında olmadan Tomóceusz tarafına kayabiliyor.

Ya da tam tersi: Kendini zalim sananlar bile kritik anda masum kurban olabiliyor. Bu hikaye aslında şunu soruyor bize:

Gerçek ahlak nedir? Güçlü olup vicdansız mı yaşamak, yoksa zayıf olup temiz kalmak mı?
Vicdanın rahat olması her zaman mutluluk getirir mi?
Yoksa bazen 'kötü' olmak, ama keyifli yaşamak mı daha cazip?

Hangisini tercih ederdiniz? Neden?
 
Filmi ve kitabı bilmeyen biri olarak cevap vereceğim. Bu soruya Gyugyu diyebilmek için ölümden sonraki dünyada adaletin sağlanacağına dair kuvvetli bir inanca sahip olmak gerek sanırım, (Neticede bu bir insan ve her insanın bir eşik değeri / tahammül sınırı var.) ne yazık ki o inanç bende pek yok. Öte yandan Katatiki olmanın da kendi açımdan yolu yok.

Bunu biraz basite indirgersek okulda, mahallede ya da iş yerinde zorbalık eden taraf mı, yoksa zorbalıklara maruz kalmaya razı olan taraf mı olmayı seçmeye benziyor biraz.

Aslında bu sorunun savaş esnasında sorulup sorulmaması da verilecek cevabı etkiler bence.
 
Filmi ve kitabı bilmeyen biri olarak cevap vereceğim. Bu soruya Gyugyu diyebilmek için ölümden sonraki dünyada adaletin sağlanacağına dair kuvvetli bir inanca sahip olmak gerek sanırım, (Neticede bu bir insan ve her insanın bir eşik değeri / tahammül sınırı var.) ne yazık ki o inanç bende pek yok. Öte yandan Katatiki olmanın da kendi açımdan yolu yok.

Bunu biraz basite indirgersek okulda, mahallede ya da iş yerinde zorbalık eden taraf mı, yoksa zorbalıklara maruz kalmaya razı olan taraf mı olmayı seçmeye benziyor biraz.

Aslında bu sorunun savaş esnasında sorulup sorulmaması da verilecek cevabı etkiler bence.
Film karakterlerin masa etrafında tartıştığı hikayeyi, faşizmin baskısı, işkencesi altında bizzat yaşamalarıyla bitiyor. Hayatta kalmak için bir tercih yapmak durumunda bırakılıyorlar.

Sorunuzun cevabına yakın bir finali var yani. :)
 
Düşünülmesi gereken çok şey var. Soru fazla basite indirgenmiş gibime geliyor. Ben bunlardan birini seçtiğimde hafızam ne durumda olacak? O toplumda doğan normal biri mi olacağım, yoksa önceki hayatımdaki değer yargılarımı taşıyabilecek miyim? İkinci kez öldükten sonra yargılanacak mıyım, yargılanacaksam neye göre yargılanacağım? Duruma göre cevabım değişebilir ama kolay kolay köle olmayı seçmem açıkçası.

Ben öldüğümde bana bu iki seçeneği sunan varlık benim davranışlarımı seçme kabiliyetimi elimden almışsa, ikinci kez öldüğümde beni yargılamayacaksa neden köle olayım?
Hafızam sıfırlanmayacaksa, ikinci hayata dair yargılamam ödül/ceza ayrımım yapılacaksa yine köle olmam, güç sahibiysem toplumu değiştiririm.
 
Kral bulunduğu konjonktürde vicdani rahat bir şekilde hareket ediyor, yani zalim olduğunun farkında değil. Eylemleri kişisel bir kötülükten öte, kolektif bir kültürel hegemonyadan kaynaklanıyor. Günümüz koşullarında, "insanlara işkence etmek nasıl normal karşılanabilir" demek kolay; fakat benzer bir normallik durumu günümüzde de var. Her sene bayram adı altında bilinçli hayvanları boynuzlarından yerlerde sürükleyerek, boğazını ayağının altında ezip de keserek kurban ediyoruz. Bu durum bayrama özgü değil, senenin her günü her çeşit hayvanın eti yeniyor. Marketten aldığımız yumurtalar, sütler, peynirler; binbir türlü işkence gören hayvanlardan elde ediliyor. Belki de günde milyarlarca erkek civciv diri diri öğütücüye atılıyor. Hiçbiri bize anormal gelmiyor.

Tartışmayı bilişsel gelişmişliğe çektiğimiz bir doğrultuda bile en yakın kuzenlerimiz olan şempanzeleri, bonoboları, gorilleri; hayvanat bahçelerinde küçücük kafeslerde eğlence malzemesi hâline getiriyoruz. Bunların hiçbiri, kimseye anormal gelmiyor.

Hayvanlar bir kenara -çünkü belli inanç sistemlerinde hayvanların bize hizmet etmesi gerektiği ve bundan memnun oldukları (kesilip biçilmekten) konsepti mevcut- insanlar bile ekonomik baskılar altında kendilerini köleden beter vaziyete soktuklarında, insanların kafasındaki o tarihî, geleneksel kölelik konseptine uyuşmadığından bu kimseye anormal gelmiyor. Üstelik; belki mafyatik tiplerin zoruyla sektöre sokulan, belki de başka hiçbir çaresi kalmadığı için kendini bu mafyatik tiplere bırakan seks işçileri vücutlarını satmak zorunda kaldıklarında, sanki kendileri bundan çok keyif alıyormuşcasına onları damgalayan, daha da ötekileştirenler yine bizleriz. Bu düşünce deneyinde kralın zalim olduğunu görmek kolay da günlük yaşantımızda düşene bir tekmeyi de bizzat kendimizin vurduğunu görmek pekâlâ zor.

Günümüzün mevzubahis problemleri içinde milyarlarca insan hâlen vicdanı rahat yaşayabiliyorsa, ben de zalim kral olarak yaşarım herhâlde. Önceki dünyaya dair (bizimki) anılarım baki kalacaksa dahi bir süre sonra duruma alışacağımı düşünüyorum, zira hayvanlarla ilgili o kadar kelâm etmeme rağmen hâlâ utanmadan et yiyebiliyorum.
 
Son düzenleme:
Korsanfan.com Her Hakkı Saklıdır. 2008-2023.
Tasarım Korsanfan V.6.0
Yukarı Çık