Mary Westmacott (Agatha Christie, 1890-1976)
Polisiye türünü severim ama Agatha Christie’nin en sevdiğim yazarlardan biri olmasının esas sebebi, "Mary Westmacott" ismiyle yayımladığı 6 kitaptan ileri geliyor. Bu kitaplar piyasada “aşk romanı” olarak tanıtılır ama gerçekte öyle olmadığını kesin olarak söyleyebilirim. Satış politikasından dolayı böyle bir algı yaratılmış sanırım. Bu kitaplar esasında birbirinden tamamen farklı kurgulara ve özgün karakterlere sahip, insan ilişkilerine odaklanan psikolojik romanlar. Toz pembe romantizm iştahıyla okumaya kalkanları çok hayal kırıklığına uğratır, bunu garanti ederim.
Christie bu eserlerini yaklaşık 20 yıl boyunca kimliğini gizleyerek yayımlamış. Bana göre yazarın bu romanları kaleme almasının birçok sebebi var. Kadın-erkek ilişkilerindeki acımasız gerçekleri, hayatın olağan akışı içinde kişilerin yaşadığı ve yüzleşemediği psikolojik sorunları, en yakındaki insanlarla bile yaşanan empati ve iletişim eksiklikleri, geçmişte aile içinde yaşanan travmaların gelecekteki yansımaları vb. konuları somut olaylar üzerinden okurlarına gösterip, insanları bilinçlendirmeyi amaçladığına inanıyorum.
Aslında Christie, hayatının önemli bir kısmını başarısız evliliği nedeniyle depresyon yaşayarak geçirmiş bir kadın. İlk eşinden bir kızı var, mutluluğu ve huzuru arkeolog bir adamla yaptığı 2. evliliğinde yakalamış. Gençlik yıllarından itibaren çok yer gezerek farklı milletlerden ve kültürlerden birçok insanla görüşme fırsatına sahip olmuş. “Christie” esasen ilk eşinin soyadı. Onunla geçirdiği birçok olumsuz deneyime rağmen erkeklere karşı ön yargı ya da karalama kampanyası vs. geliştirmemiş gerçekten, polisiye romanlarında da böyle bir duruma rastlayamazsınız. Yazdığı psikolojik türdeki bu 6 kitap da söz konusu durumun bizzat kanıtı bence. Bilhassa, çiftlere karşı objektif gözlemleri doğrultusunda, kendi hemcinsine karşı bayağı acımasız olabildiğini söylemem gerek.
Bildiğiniz gibi genellikle polisiye eserleriyle ün kazanmış bir yazar, bu yüzden keşfedilmeyi bekleyen bu kitaplarla ilgili bilgi vermek için bu konuyu açmak istedim, etrafımda okuyan kimseye rastlamadım. Giant’s Bread haricinde kalan 5 kitabın Türkçe çevirisi var. Onları kendim sıfır olarak temin edebilmiştim, günümüzde sadece ikinci el olarak bulunabiliyor. Giant’s Bread’i de İngilizce pdf olarak bulup okudum. Çıkış sırasına göre kitapların tanıtımı aşağıdadır.
Giant’s Bread (Sanatçının Ekmeği, 1930)
Vernon Deyre; hassas ruhlu, dehâ olarak görülen parlak bir müzisyendir. Ancak bu yeteneğin, özellikle ailesi ve hayatındaki iki kadın tarafından ödenmesi gereken ağır bir bedeli vardır. Çok sevdiği yuvasında geçirdiği korunaklı çocukluğu, Vernon’u yetişkinlerin hayatındaki sert gerçeklere karşı hazırlamamıştır. Hayatının en büyük başyapıtını kaleme alabilmek amacıyla, bedelini hesaplamaya vakit bile bulamadığı hayati bir karar vermek zorundadır.
Unfinished Portrait (Bitmemiş Portre, 1934)
En değer verdiği üç insanı —annesini, kocasını ve kızını— kaybeden Celia, intiharın eşiğindedir. Derken egzotik bir adada başarılı bir portre ressamı olan Larraby ile tanışır. Uzun ve derin bir sohbetle geçen gece boyunca Celia, bir başkasıyla yakalayacağı ikinci bir mutluluk şansına teslim olmaktan nasıl korktuğunu, ancak hayatla tek başına yüzleşecek kadar da cesur olmadığını itiraf eder. Larraby, Celia’nın geçmişiyle barışmasına yardım edebilecek midir, yoksa akıbeti belirsiz bir hâlde yolları ayrılacak mıdır?
Christie'nin kendi hayatından, özellikle ilk evliliğinin sona ermesi ve annesinin ölümü gibi olaylardan izler taşıyan yarı otobiyografik eseridir.
Absent in the Spring (Sensiz Bir İlkbahar, 1944)
Irak’taki kızını ziyaretten dönen Joan Scudamore, demir yollarını su basması sonucu kendini ansızın ıssız bir konuk evinde, yapayalnız olarak bulur. Bu ani yalnızlık, Joan’u hayatında ilk kez geçmişini tartmaya ve kendi benliğine dair gerçeklerle yüzleşmeye zorlar. Yılların muhasebesini yaparken tutumlarını, ilişkilerini ve eylemlerini acı içinde yeniden inceleyen Joan, karşısında beliren silüetten gitgide huzursuz olur... Bir kadının ilk kez kendi içine dönerek başkalarının gözünde nasıl biri olduğunu nihayet idrak edişini anlatan sarsıcı bir psikolojik keşif.
"Beni tamamıyla tatmin eden tek kitabım." olarak nitelendirdiği bu kitabı Christie sadece 3 günde yazmıştır.
The Rose and the Yew Tree (Gül ve Porsuk Ağacı, 1948)
Herkes, güzel ve aristokrat bir kız olan İsabella’nın, savaştan döndüğünde kuzeni Rupert ile evleneceğini düşünüyordu. Bundan daha uygun bir evlilik olamazdı. Ne yazık ki İsabella’nın hayatı kasabaya gelen hırslı ve acımasız savaş kahramanı John Gabriel’e âşık olmasıyla bir anda değişir. Üst sınıftan olan bu güzel kadının, işçi sınıfından fırsatçı adamla evlenmesi ve adamın kendini işçi cemiyetinde yükseltme tutkusunun öngörülemez sonuçları olacaktır.
A Daughter's A Daughter (Annem ve Ben, 1952)
Ann Prentice, kendi karakterine ve mizacına çok yakın bir erkekle tanışır ve yapacağı ikinci evliliğin hayalini kurar. 19 yaşındaki tek çocuğu Sarah ise annesinin yeniden evlenmesi fikrine tahammül edemez ve annesi adına karar vererek onun bu evlilik şansını yok eder. Yıllar içinde ikisi de teselliyi farklı yönlerde arar. Bu kalp kırıklığı ve kin, annesi Ann’i yıllar geçtikçe içten içe kemirir. Anne ve kız, hayat boyu düşman olmaya mahkûm olarak mı kalacaktır?
The Burden (Sevginin Bağladıkları, 1956)
Bir kardeşi olacağı haberi Laura’yı kıskançlıktan çılgına çevirir. Ailenin üzerine titrediği yeni kardeşi Shirley doğduğunda ondan nefret eder. Fakat bir gece yaşanan bir olay, Laura’nın duygularının tamamen değişmesine neden olur. O günden sonra küçük kardeşini korumaya yemin eder. Kız kardeşini saplantılı bir şekilde sahiplenmesinin ağır yükü, her ikisinin de hayatlarını dramatik biçimde etkiler.
"Gizem ve polisiye" türlerini içermeyen bu eserler, Christie'ye hayatta edindiği tecrübeler ışığında çok daha içten ve kişisel eserler kaleme alabileceği özgür bir alan yaratmıştır.


