Korsanfan.Com - One Piece Türkiye
Korsanfan.Com - One Piece Türkiye
  1. One Piece 856 Türkçe İndir
    Duyuruyu Kapat
  2. Hasır Şapka Korsanları'nın Arkeoloğu Nico Robin Tıkla-Oku
    Duyuruyu Kapat
  3. Okumadan Geçmeyin: Korsanfan Deyimleri Sözlüğü Tıkla-Oku
    Duyuruyu Kapat
  4. One Piece Dünyası Zaman Çizelgesi İçin Tıklayınız
    Duyuruyu Kapat
Duyuruyu Kapat
Sayın ziyaretçi, Korsan Fan'a hoş geldiniz. Forumumuzdaki konulara yorum yazmak, muhabbetlere katılmak ve forumumuza paylaşımlarınızla katkıda bulunmak için "Şimdi üye ol!" butonuna tıklayarak kayıt olunuz.

Takehiko Inoue ve Eiichiro Oda Söyleşisi

'Bölüm Yorumu ve Sohbet' forumunda gok408 tarafından 21 Ağustos 2011 tarihinde açılan konu

  1. gok408 Üye

    gok408 (Üye)
    Mesaj Sayısı 92
    Üyelik Tarihi1 Ağustos 2011
    Nette gördüğüm bu söyleşiyi bir çoğunuz okumuş olabilirsiniz.Fakat One Piece ağırlıklı bir forumda olması gereken bir söyleşi olduğuna inanıyorum.
    Bunun yanısıra One Piece çizimlerine atıp tutan dostlarında söyleşiyi okuduktan sonra OP ile ilgili farklı düşünmeye başlayacaklarından eminim.


    Takehiko Inoue ve Eiichiro Oda Söyleşi:


    Inoue: Bu ilk buluşmamız, değil mi?

    Oda: Aslına bakarsan, uzun zaman önce senden imzalı bir fotoğraf almıştım ben.

    Inoue: Gerçekten mi!? Ne zaman?

    Oda: Shueisha Tezuka/Akazuka ödülü partisindeydi. One Piece yeni yayınlanmaya başlamıştı ve acayip gergindim. Bana ayrıca Hanamichi Sakuragi’nin çizimini yapmıştın. Hala saklıyorum onu.

    Inoue: Öyle mi? Hatırlamıyorum. (Gülüşmeler.)

    Oda: Önemli değil. O parti zaten tüm büyük manga-ka’lar için bir imza dağıtma etkinliği gibiydi. (Gülüşmeler.)

    Inoue: One Piece yayın hayatına başladığında, ben Los Angeles’taydım ve bana gönderilen Shounen Jump’ımı okuyordum. One Piece’in ilk bölümünü okuduğumda, “Vay, güzel bir manga’nın başlangıcı bu.” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Göz ardı edilmeyecek bir çalışma olduğunu düşünmüştüm. Uzun süredir herhangi bir manga için böyle düşünmemiştim, o yüzden de One Piece’i okumaya devam ettim.

    Oda: One Piece yayınlanmaya başladığında, bir dergide, ünlü kişilere hangi mangaların onların ilgisini çektiğiyle ilgili bir araştırma görmüştüm. O araştırmada sen One Piece’i seçmiştin ve yorum olarak da “Bu manganın yaratıcısı, mangasına inanıyor.” diye yazmıştın. Gerçek anlamda sevinçten zıplamıştım o zaman, çok mutlu olmuştum. O sayfanın bir kopyası hala çalışma odamın duvarında duruyor.

    Inoue: Senin bu kadar sevinmene sevindim. (Gülüşmeler.)

    Oda: “Kader” hakkında konuşabilir miyiz?

    Inoue: Konu ne? Gerildim birden.

    Oda: Ben de Kumamato’da doğdum ve orada “Antique House” isminde bir dükkan vardı, hatırlıyor musun?

    Inoue: Evet, 2. el kıyafet satan yer, değil mi? Eski günler aklıma geldi.

    Oda: Arkadaşlarımla, sıklıkla oraya alışverişe giderdim. Jump’ın En İyi Yeni Sanatçı ödülünü kazandığım ve bana bir editör atandığı sıralarda, orada çalışan birisiyle konuşurken mangaka olmak istediğimden bahsetmiştim. O da, “Eğer mangan hit olursa, buradan çıkan 2. büyük mangaka olacaksın.” dedi. Ben, “İlki kimdi?” diye sordum. “Takehiko Nariai” (‘Takehiko Inoue’ mangakanın takma ismi). Eskiden burada çalışırdı.” Duyduklarıma inanamadım.

    Inoue: Hahaha! Konuştuğun kişinin kim olduğunu merak ettim?

    Oda: Slam Dunk oyuncularından birisinin, onu örnek alarak çizildiğinden bahsetmişti (Gülüşmeler). Bir de dükkanın sakin olduğu zamanlarda, kasanın arkasında resimler çizdiğini söyledi.

    Inoue: Evet, işimi tam olarak yapmıyordum.

    Oda: Çok şaşırmıştım. “Vay be! Inoue-sensei burada çalıyormuş.” dedim kendi kendime. Öylesine gittiğim bir dükkandı orası ve böyle bir şey olabileceği aklımın ucuna bile gelmemişti. Bunun alın yazısı olduğunu düşündüm ve editörüme, senin stüdyonda asistan olmak istediğimi söyledim. O da bozuntuya vermeden “Asistan aramıyorlar oraya.” dedi. Büyük hayal kırıklığına uğradım.

    Inoue: Gerçekten mi? Kötü olmuş. Seni asistan olarak almalıymışız. (Gülüşmeler.)

    Oda: Eğer stüdyonda asistan olsaydım, kaderim tamamen değişirdi. Birçok açıdan, benim için bir dönüm noktası olurdu. Her zaman bu konuyu seninle konuşmayı düşündüm.

    Inoue: Teşekkür ederim. Bunu unutmayacağım.

    -: Bay Oda, Vagabond’u okumaya ne zaman başladınız?

    Oda: Vagabond’un kitabı yayınlandığında, tüm bölümlerini bir kerede okudum. Her bir cilte sahibim, tabii ki. Vagabond yayınlanmaya başladığından beri, bizim gibi genç mangakaları gaza getiriyordu. Vagabond çok çekici ve derin bir manga. En çok da Inoue-sensei’nin çizimleri hoşuma gidiyor. “Bu çizimleri daha nasıl güzelleştirebilir ki?” diye düşünüyorum. Purple Kaede’den beri takip ediyorum onu.

    Inoue: O zamandan beri kendimi geliştirmişimdir. İşin ilginci, Purple Kaede’yi çizerken “Çok güzel çiziyorum.” diye düşünüyordum fakat şimdi geriye dönüp baktığımda, insanlara göstermek isteyeceğim bir şey değil.

    Oda: Last Manga Exhibition’daki çizimlerini gördüm. Anlamını çözemedim bile. “İyi mi” ya da “ne bu” bir türlü anlayamadım çünkü aşan bir sanat oradaki. Bu tip bir sanat nasıl yapılabilir ki? Devasa bir Musashi duvarı gibi… Çok büyük ama yine de boyutları aşırı değil.

    Inoue: Aslından biraz daha yakından bakarsan, resmin yamuk olduğunu görebilirsin. Orada içime sinmeyen yerler var hâlâ.

    Oda: Hiç de öyle değil bence! Her bir parçası muhteşem ve benim idrakımı aşan bir seviyede. Son zamanlarda Edo dönemi sanatını araştırıyorum. Edo döneminde yaşayan insanların internetleri, manga satan dükkanları yoktu ve şimdi bizde olduğu kadar çok, eğlence sağlayan etkinlikleri olduğunu sanmıyorum o zamanlarda. Bunun iyi yanı, o zamanın insanları, eserlerine şimdikilerin yapabileceğinden çok daha fazla zaman ayırıp, eserlerine daha çok konsantre olabiliyorlardı. Bu yüzden, çoğu kişinin erişemeyeceği bir seviyeye erişmişlerdi. Edo dönemi tablolarına bakıyorum da, gerçekten çok güzeller. Öylesine yapılmış bir resimde bile hayat dolu çizgiler var. Çok yenetekli bir kişi tarafından yapılan çizimler bile, dışarıdan yardım olmadıkça, o seviyeye yaklaşamaz. Bence senin sanatında Edo dönemindekine benzer bir seviyeye ulaşmış. Günümüzde yaşayan birisinin nasıl öyle çizimler yapabileceğini merak ediyorum. Beni hayrete düşürüyor.

    Inoue: Utandırıyorsun beni. (Gülüşmeler.)

    Oda: Last Manga Exhibition’da da o çizimlerden 150 tane vardı, değil mi? Aklım almıyor.

    Inoue: Dışarıdan aşırı derecede baskı olunca, muhteşem şeyler ortaya çıkarabiliyorsun.

    Oda: Ben de buna benzer sıkıştırmalarla karşılaştım ve çoğunda başarısızlığa uğramadım. Fakat ortaya böyle bir şey çıkaramam.

    Inoue: Eğer sanat senin sanatınsa, çıkarabilirsin.

    Oda: Hayır, hayır çıkaramam! Her sayfada, belirlediğim seviyeye ulaşmaya çalışırım.

    Inoue: Anlıyorum.

    Oda: Daha çizim bitmemişse bile, belirlediğim seviyeye ulaştığımda “Tamam, oldu.” diyerek bırakırım çizmeyi. Boşluklarıma güvenemiyorum bir türlü.

    Inoue: Benim için boş alanlar çok önemlidir. Ama çok zorlar, değil mi?

    Oda: Kişiye göre değişiyor bence.

    Inoue: Daha çok kişiliğimden ötürü olabilir. Senin gibi bir belirleme yapsam bile, o seviyeye ulaşmak ilgimi çekmiyor. Çizerken, eğer ortaya işe yarar bir şey çıktıysa, çizmeyi orada bırakırım. Sorumsuz bir kişiliğim var.

    Oda: Çizmeye başlamadan önce, ne çizmek istediğini aklında belirgin hale getirir misin? Bu dediğimi yapıp, sonuna kadar akıllarındaki resme bağlı kalan, muhteşem insanlar olduğunu duydum.

    Inoue: Tam emin değilim. Sanırım benim de kafamda bir resim oluşuyor fakat o resim pek de belirgin olmuyor.

    Oda: Bendeki o kadar bulanık oluyor ki resim bile diyemezsin. Ama çizmeye başladığımda o resim gittikçe belirginleşiyor ve ben de elimden geldiğinde o resmi kağıda dökmeye çalışıyorum.

    Inoue: Sanırım bende de öyle oluyor.

    Oda: Kafasındaki resme tamamen bağlı kalarak çizim yapan mangaka’lardan değilim. Fotoğrafik hafızası olan bir mangaka arkadaşım var. Çizdiği bir karakteri bir daha unutmuyor. Yani bir karakter çizdiğinde, daha sonra da o karakteri hiçbir yere bakmadan tekrar çizebiliyor. Bu muazzam bir yetenek. Ben çizdiğim karakterleri çok çabuk unuturum. Eğer o karakterleri tekrar hikayeye sokmak istiyorsam, eski çizimlerimi bulup oradan referans almam gerekir.

    Inoue: Ben de aynı hâldeyim. Eski karakterlerime bakarım hep. Bazen karakterlerin bıyıklarını gibi ufak ayrıntılarını çizmeyi unutuyorum.

    Oda: Gerçekten mi? Rahatladım. Sanırım işime devam edebileceğim.

    Oda: Çizimlerin için gereken hırsı ve merakı nereden alıyorsun?

    Inoue: Çok basit. Eski çizimlerine baktığında, utanıyorsun değil mi?

    Oda: Evet, biraz.

    Inoue: Bence bu utanma duygusu, daha iyisini yapabileceğini düşünmekten kaynaklanıyor.

    Oda: Her zaman kendimi çok hırslı bir mangaka olarak görmüşümdür fakat Last Manga Exhibition’ı gördükten sonra, hırs konusunda kendimi yetersiz hissettim.

    Inoue: Hayır, öyle değil aslında. One Piece yayınlanmaya başlayalı kaç yıl oldu?

    Oda: 12 yıl oldu.

    Inoue: Müthiş. Bu kadar uzun süren bir seri yapmak da beni hırslandırıyor.

    Oda: Yok ya! Bence Slam Dunk’ın uzunluğu uzun mangalar için uygundu. One Piece’i 5 yıl sürdürmeyi düşünüyordum. Bunun iki katından daha fazla zamanımı aldı.

    Inoue: 52. cilte kadar okuduğum kadarıyla, sonu da pek yakında gelmeyecek gibi.

    Oda: Evet. One Piece’in başarılı olması yüzünden, hayatım paramparça oldu. (Gülüşmeler.)

    -: Kojiro bölümünden beri, Vagabond’un çizimleri kalem değil de fırçayla yapılmaya başlandı. Bu değişim hakkında ne düşünüyorsunuz, Bay Oda.

    Oda: Çok güzel bence. Inoue-sensei, büyük bir kariyeri olmasına rağmen hâlâ kendini geliştiriyor. İşine kendini adamanın böylesi muhteşem bir şey. Fırçayla yapılan çizimler de çok iyi.

    Inoue: Aslında, çizim şeklimi değiştirmesem de olurdu, değil mi? Uzun süredir devam eden bir seride tutarlılığa zarar verebilir.

    Oda: Gerçi daha önce de çizimlerinde fırça kullanmıştın, değil mi?

    Inoue: Kimi kısımlarda efekt için kullanmıştım. Ama tüm çizimlerde fırçayı kullanma fikri öylesine çıkıverdi. Kojiro bölümü başladığında, bu bölüm içim istediğim çizimleri kalemle değil de fırçayla elde edebileceğimi düşündüm. Bu çizimlerimi değiştirebilirdi fakat zaten uzun süren bir tutarlılık yoktu çizimlerimde. Ayrıca o sıralar kendime oldukça güveniyordum.

    Oda: Manganın başlığı da değişti.

    Inoue: O zamanlar kendi kendime Vagabond’un tam olarak ne olduğunu sordum. Mangaya devam edebilmek için bazı değişiklikler yapmam gerekiyordu. Başlık o değişikliklerden birisiydi. Başlığın o zamana kadarki hâli muhteşemdi.

    Oda: Bir sanatçı bir şeyleri değiştirmeye karar verdiğinde, okuyucular oldukça anlayışlı oluyorlar, değil mi? Mesela ben, One Piece’in 50. cildinde, o bölümün bittiğine karar kıldım ve başlığı yerleştirme şeklimi değiştirdim. Gelen tepki çok hafifti. (Güler.) Okuyucular – iyi anlamda söylüyorum – değişikliği fazla kafaya takmamışlardı. Sanırım bu yüzden sanatçılar, istediklerini yapmakta bu kadar rahatlar.

    -: Bay Inoue, Bay Oda’nın çizimleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

    Inoue: Benimkilere nazaran, oldukça çekici çizimler. Hayat dolu ve okuyucuları belli noktalara çekebilecek güçte. Kendi çizimlerimle karşılaştırırsam, ben eksiltme yapmayı seven bir manga-ka’yım. Sayfaları elimden geldiğince az doldurmaya çalışırım ve geriye negatif boşluk bırakırım. The Last Manga Exhibition’da bunu çok yaptım. Ama Bay Oda’nın çizimlerini doldurmasına hayranım. Köşelerin kesilmesi gibi şey söz konusu değil gibi görünüyor. Çizimlerini dergi boyutuna indirgemek oldukça zor olmalı.

    Oda: Evet, zor. (Gülüşmeler.) Bilemiyorum, çizim yaparken boşlukları doldurmaya engel olamıyorum. Haftalığın formatı 19 sayfadan oluşuyor, fakat kendi perspektifimde hikayede çok daha hızlı ilerlemek istiyorum. Sonunda bir bakıyorum doldurabildiğim kadar doldurmuşum sayfayı. Bir de bitirip rahatlama isteği var.

    Inoue: Bilirim o duyguyu.
    Oda: Muhtemelen çok aceleciyim. Panellerim giderek küçülüyor. Gereksiz paneller çizmem. Çizdiğim sahneler hep iç içedir. Zaten bir sürü karakter var sahnelerde. (Gülüşmeler.) Hikaye asıl olarak 5 karakter üstünden gidiyor ama yapmak istediğim o kadar çok şey var ki hikaye bu hale geldi.

    Inoue: Hikayenin genel gidişâtını düşündün mü hiç?

    Oda: Evet. Planladığım son, One Piece başladığımdan beri değişmedi. Tek sorun sona gelene kadar olan olayları derleyememem. Sen hikaye anlatımını nasıl yapıyorsun?

    Inoue: Hmmm. Başlarken hikayenin genelinin nasıl olacağını ya da hikayenin sonunu düşünmem. Tüm bunları en başından düşünmen harika bence.

    Oda: Karar verdiğim tek şey buydu.

    Inoue: Bense, yeni yeni Vagabond’un nasıl sona ereceğini düşünmeye başladı
    Oda: Vagabond’un hikayesi tarihi olaylardan mı kaynak alıyor?

    Inoue: Miyamoto Musashi ile Sasaki Kojiro arasındaki duello hakkındaki bilgiler oldukça eksik. Fakat tüm kayıtlı tarih Musashi’nin tarafında. Kojiro hakkında söylenen tek şey Musashi ile dövüşmüş olan bir kılıç ustası olduğu. Bu yüzden bence Kojiro’nun sağır olmasının olasılığı sıfıra yakın.

    Oda: Hmmm. Peki hikaye orijinalinden (Eiji Yoshikawa’nın yazdığı “Musashi” romanı) uzaklaşıp farklı bir hâl aldı mı?

    Inoue: Pek değil, orjinal bölümler çoğunlukta. Genel hikayeyi fazla düşünmedim. O yüzden çizdiğim bölümü bitirdiğimde hikayenin bir sonraki kısmına geçiyorum. Genelde bunu tekrar ediyorum. Sonra bir bakıyorum karışıklıklar olmuş. Bazen kendimi zor durumlara düşürebiliyorum.

    Oda: Ama bu gibi yan hikayeleri kullanmak çok eğlenceli olabiliyor, değil mi?

    Inoue: Evet, kesinlikle.

    -: Vagabond’dan hangi karakter(ler)i seviyorsunuz?

    Oda: Tüm yaşlı erkek karakterleri seviyorum. Çok sevimliler.

    Inoue: Hahahaha!

    Oda: Özellikle Yagyu Sekishusai çok iyi. En sevimli olduğu sahne de yok yere “Torunumdan bahsedebilir miyim?” dediği sahneler. Inoue-sensei’nin en beğendiğim yönlerinden birisi de karakterler ne kadar çok zorlukla karşı karşıya kalsalar da yine de sevimli yönlerini koruyorlar. Araya sıkıştırılan ufak konuşma balonları beni kahkahalara boğabiliyor. Musashi’nin “Nyanko-sensei” dediği kısım beni gerçekten çok güldürmüştü. (Güler) Karakterlerin bu şekilde aktarılması oldukça doğal şekilde oluyor ve okuyucuların karakterleri kabullenmesini kolaylaştırıyor. Zor durumlarda bile Inoue-sensei’nin bu yeteneği daha çok okuyucu çekmesine yardımcı oluyor.

    Inoue: Yaşlı erkek karakterleri çizmeyi çok seviyorum. Hatta tüm karakterleri yaşlı erkekler halinde çizebilirdim. (Gülüşmeler.)

    Oda: Yüzlerine kırışıklıkları çizmek çok eğlenceli oluyor, değil mi?

    Inoue: Onları çizmeye başladığımda, ara vermeden çizerim. Sanırım ikimizde doğal insan karakterleri çizmeyi seviyoruz.

    Oda: Katılıyorum.

    Inoue: Sanırım yaşlıları çizerken, yüzlerine ne kadar çok kırışıklık çizersem, o kadar insan oluyorlar. Yüzlerine kırışıklık ekledikçe, hayatlarını uzatmış oluyorum – Yaşlıların yüzleri böyledir, değil mi? Bu, onları çizmeye değer kılıyor.

    -: Sanırım ikinizin ortak noktası, ikinizin de mangalarınızda bir şeyler söylemeye çalışıyor olması.

    Inoue: Doğru. Mesela One Piece bir şeyler söylemekte kararlı. Hatta bu mesajlarla dolu.

    Oda: Çizimlerimin çok karışık olduğunu biliyorum ama orada olan her şeyi çizmekle yükümlü hissediyorum kendimi. Ne şekilde olursa olsun, “Ben burada bunu duyuyorum.” diyorum.

    Inoue: Sesler ve konuşmalarla dolu One Piece; resimlerin de aynı anda olan bir sürü olay var değil mi?

    Oda: Her zaman o şekilde oluyor.

    Inoue: One Piece’i okurken tüm bu seslerin, konuşmaların ve duyguların gerçek olduğu duygusuna kapılıyorum. Bu açıdan bakıldığında, eserin oldukça güçlü. Sanırım 12 yıl süren bir seriyi bu şekilde ayakta tutabildin.

    Oda: Çok teşekkür ederim. Mangalarımda yapmak istediğim şey hikayeler değil, karakter modelleri. “Bu karakterde birisi olabilir mi?” diye düşünürüm. Böyle farklı tasarımlar yaparken oldukça eğlenceli zaman geçiriyorum.

    Inoue: Benim için ise bunun tamamen tersi geçerli.

    Oda: Belli bir yüz yapısıyla, ne kadar kaslı bir vücudun uyumlu olacağı gibi konulara, genellikle, hiç dikkat etmem. (Güler.) Daha önce kimsenin görmediği bir karakter silüeti yarattığım anlar, en mutlu olduğum anlardır. Ve bir kere o karakteri yarattım mı, onu en kısa sürede mangada kullanmak isterim. Sırf bu amaçla bölümler yapıyorum. Böyle yapa yapa da hikaye uzuyor.

    Inoue: 52. cilde bu şekilde mi ulaştın?

    Oda: Evet. (Güler.) Senin eğlendiğin anlar neler?

    Inoue: Çizerken eğlendiğim kısımlar giderek azalıyor. Gerçi vahşi saçlar çizerken eğlenmiyor değilim. Hikayenin çok güzel ilerlediği zamanlarda, tüm çizimlerde eğleniyorum fakat son zamanlarda bu hissi sık sık duymuyorum. Bir krizle karşı karşıya olduğumu hissettiğim zamanlar oluyor.

    Oda: Kriz mi?

    Inoue: Evet. Manga yaratmayı, sevdiğin için yaparsın, değil mi? Hiçbir şey seni manga çizmekten çok heyecanlandırmaz ve ne kadar zor durumda olursan ol çizmeye devam edersin.

    Oda: Evet.

    Inoue: Öyle bir durumla karşı karşıyayım ki ciddi kısımlarla eğlenceli kısımlar arasındaki dengede, eğer eğlenceli kısımlar azalmaya devam ederse mangaya devam edemeyeceğim. Şu anda işleri yoluna koymaya çalışıyorum çünkü bunu atlatmam gerektiğini biliyorum.

    Oda: Ben, kendi mangamda böyle bir şeyle karşı karşıya olduğumu sanmıyorum.

    Inoue: Bu dediğin, One Piece’in bir bölümü okuyarak bile anlaşılabilecek kadar açık. Eminim senin de üstesinden gelmen gereken sorunların vardır fakat benimki gibi bir krizden uzaksın. Fakat ben, Vagabond tarafından çekildiğimi hissediyorum. Sanki manga beni etkiliyor. Cevabını bulamadığım soruları düşünerek çok fazla zaman harcıyorum. Belki de biraz daha mutlu ve basit sahneler çizsem, bu sorun kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

    Oda: Real ile Vagabond’u göz önüne alırsan, gidişât konusunda bir farklılık görüyor musun?

    Inoue: Evet, görüyorum. Real’ın beni rahatlatan bir tarafı vardı. Eğlenceli olduğunu söyleyemeyeceğim fakat Vagabond ile kıyaslarsam, Real’ın üstünde çalışması daha kolaydı. Sokakta yürürken bile Real için fikirler bulabiliyordum.

    Oda: Sokakta yürürken kılıç ustalarıyla karşılaşmazsın tabii.

    Inoue: Aynen öyle. (Gülüşmeler.)

    Oda: Bunu sormak için biraz geç kalmış olabilirim fakat seni Musashi’nin hikayesini yapmaya iten neydi?

    Inoue: Başlangıç olarak büyük bir şey değildi. Birisi bana Eiji Yoshikawa’nın Musashi romanını önerdi ve gerçekten güzel bir kitaptı. Slam Dunk biteli bir buçuk yıl olmuştu ve ben hala herhangi bir seri yapmıyordum. Bir şeyler yapmaya başlamak istiyordum ve ben de bu romanı mangaya çevirmeyi düşündüm. Bir teklif götürdüm ve bunu yapmam için bana izin verdiler. Başlangıçta ne yapacağım konusunda ve neyin beni zorlayacağı konusunda hiç bir fikrim yoktu. Mangaya başladığımda, tarihsel bir manga yapmak için gereken bilgi, enerji ve teknikten yoksundum. Gerçekten zor oldu.

    Oda: Ciddi anlamda araştırma yapmadan, tarihsel bir manga yapamazsın, değil mi?

    Inoue: Eğer araştırma yapmasaydım, çoktan pes etmiş olurdum. Hatta, manganın tarihle olan uyumluluğunu kontrol etmesi bir uzman tutma fikri bile gündeme geldi fakat sonunda kendi başıma Musashi için kendi versiyonumu yapmaya karar verdim.

    Oda: Karakterler, romandakilerle aynı karakterler mi?

    Inoue: Karakterler hemen hemen aynı ama kişilikleri tamamen farklı.

    Oda: 70 Yoshioka’nın kesilmesi harikaydı.

    Inoue: Orjinal romanda Musashi bu 70 Yoshioka’nın başındaki adamı yeniyor. Daha sonra da kaçarken karşısına çıkan birkaç kişiyi daha yeniyor. Ama bunu mangaya böyle yansıtırsam, bu Musashi için çok büyük bir zorluk teşkil etmez gibi göründü. Ben de düşündüm ki “Onların hepsini, yetmişini de keserse nasıl olur?” 25. ciltten 27. cilte kadar süren Yoshioka dövüşünde, Musashi gerçekten de 70 kişisi kesiyor.

    Oda: Gerçekten mi?

    Inoue: Yoshioka dövüşünün ortasına geldiğimde, hikayeyi neden bu şekilde götürdüğümü düşündüm. Fakat bunu aşıp, tüm dövüşü çizdim.

    Oda: Çizimlerindeki kalın çizgiler olmasa, bu çok işe yaramazdı. Ortaya bir bütün çıkmazdı.

    Inoue: 70 kişinin kesilmesine karar verdiğimde, çizimlerime aşırı dikkat göstermem gerektiğini biliyordum. Bunun üstünde çalışırken, ayarı iyi tutturduğumu söyleyebilirsin fakat o zaman çizimlerimi çok çabuk değiştirmek zorundaydım.

    Oda: İnsanların kesilmesini çizdiğin sahnelerde zorlandığın olmuyor mu hiç?

    Inoue: Evet, zorlanıyorum bazen. Birçok kişinin kesilerek öldüğü sahneler çizmek… Basit galibiyet ya da mağlubiyete olan inancımı yitirdim. Ortada bir savaş varsa, elbette bir kazanan ve bir de kaybeden olacak. Fakat en sonunda kazanmanın değerini sorgulamaya başladım. Çizdiğin şeyi sorgulamaya başlarsan, onu çizmeye devam edemezsin, değil mi? “Kazanmak gerçekten galibiyet mi?” diye düşünmeye başladım. “Bu iyi bir şey mi?” O dönem oldukça zorluydu çünkü düştüğüm çelişki beni rahatsız ediyordu. 70 kişinin kesilerek öldürüldüğü sahneleri çizerek o duyguyu yaşadım.

    Oda: O bölümlerin sanatında, çizimleri yaparken çektiğin acılar belli ediyor kendilerini. Çizimler arasında, mangakanın yüzünü bile görebiliyorsun. Bugün seninle tanışana kadar, senin Masashi gibi birisi olduğunu düşünmüştüm.

    Inoue: Ona hiç benzemiyorum, değil mi? (Gülüşmeler.) Birçok kişi beni çileli bir keşiş sanıyor ama en ufak benzerliğim yok.

    Oda: Bugün seninle bu söyleşi için buluşmadan önce, seninle tanıştığını bildiğim bir manga-ka’ya gidip sordum; “Inoue-sensei ne kadar korkutucu birisi?”

    Inoue: Hahahahaha! Gerçekten mi? Korkutucu olduğumu mu söylediler sana?

    Oda: Hayır. Fakat benim gibi yeni nesil mangakalar, Takehiko Inoue adını duyduğunda bile irkiliyorlar. (Gülüşmeler.) Musashi kadar korkutucu biriysen, belki de seninle konuşamayabilirim bile diye düşündüm. Ama şimdi seninle tanışınca, ne kadar nazik birisi olduğunu gördüm.

    Inoue: One Piece okurken, konseptin nereden geldiğini hep merak etmişimdir.

    Oda: Konsept mi?

    Inoue: Evet. Tamamen orjinal karakterlerle dolu, capcanlı bir korsan macerası. En ufak bir kısıtlama yok, tamamen özgür ve doğal. Japon mangalarında pek görülen bir tarz değil bu. Böyle bir şeyi yapmak nereden aklına geldi?

    Oda: Hmmm. Erkek çocuklar için herhangi bir korsan mangası olmaması her zaman bana garip gelmiştir. Eski çizgi film Viking Vicki, bu bahsettiğim şeye en yakın olan şey. Çocuklar, ne kadar büyürlerlerse büyüsünler, denize açılıp hazineler bulmak isterler. Denizde korsan gemisiyle gezmek fikri bile onları heyecanlandırmaya yeter. Ama nedense kimse bu konuda bir manga yapmadı!

    Inoue: Anladım.

    Oda: Çocukluğumdan beri korsan mangası okumak istemişimdir, bu yüzden eğer manga çizecek olursam bunun korsan motifiyle olmasını istiyordum. Satıp saymayacağı önemli değildi. Sadece okumak istediğim türde bir manga çizecektim. Ayrıca Shonen Jump’ın herhangi bir korsan mangasının olmaması çok garip. Ne de olsa logoları bir korsan.

    Inoue: Evet, öyle! (Gülüşmeler) Yani şu an Shoenen Jump’ın özel simgesini yaratmış gibi oldun! Mükemmel!

    Oda: Yok ya. Seninle karşılaştırılınca, daha gidecek çok yolum var.

    Inoue: Hayır, hayır. Sen sadece alçakgönüllülük ediyorsun. (Gülüşmeler.)

    -: İkinizinde yapmak istediği eğlendirici mangalar mı?

    Oda: Benim için evet. Eğer okuyucularım mangamı okurken eğlenmiyorlarsa, o mangaya devam etmenin bir anlamı yok. Zaten o zaman manga çizmek benim için de eğlenceli olmazdı. Diğer mangakalar için bu durum nasıl bilmiyorum ama benim için önemli olan, okuyucularım ve kendim için bir eğlence ortaya çıkarmak. Yaptığımın eğlendirici olup olmaması benim için hiçbir zaman bir soru olmadı. Demek istediğim, nasıl şu an olduğumdan daha mutlu olabilirim ki? Sevdiğim şekilde manga çiziyorum ve insanları mutlu ediyorum. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi?

    Inoue: Süper.

    Oda: Ben… bu değil mi tüm olay?

    Inoue: Hayır, hayır, seninle dalga geçmeye çalışmıyorum. (Gülüşmeler.) Dediklerine katılıyorum. En iyi mangalar hem çizerin hem de okurun zevk aldığı mangalardır.

    Oda: Mangalar eğlence için yapılmazsa, bir anlamları kalmaz değil mi? Manganın bir mesajı olması kötü değil ama sonuçta o manga eğlenceli değilse, mesajı da insanlara ulaşmaz. Vagabond’u ele alalım; bence özellikle son zamanlarda çıkan bölümlerde eğlence had safhada.

    Inoue: Bunu duyduğuma sevindim. Eğer bunu yayınlamayı düşünmeseydim, mangamı kimsenin okumayacağını bilseydim, manga çizmezdim zaten.

    Oda: Katılıyorum.

    Inoue: Bay Oda’nın One Piece’nin müthiş özelliklerinden birisi de Luffy’nin gözlerinin nokta olması. Bu önemli bir şey. Bay Oda diyor ki, “Güzel olan bir şey, herhangi bir ekleme olmadığında yine güzeldir.” Sanırım bu ifade onu tanımlıyor. Onun eserine karşı duyduğu sarsılmaz inancı, Luffy’nin siyah gözlerini çizerken ortaya çıkıyor. Eminim editörü ve etrafındakiler, göz bebeklerini daha parlak yapması gerektiğini ya da daha kalın çizgiler kullanması gerektiğini söylemişlerdir fakat o inandığını yapmış.

    Oda: Evet, en başta birçok şey söylendi.

    Inoue: Sen de inancını terk etmedin, noktaları çizmeye devam etti ve çok güzel sonuçlar elde ettin. Bu muhteşem bir şey. Heyecanlı korsan mangaları çizmek için sana ilham veren şey, Luffy’nin gözlerine can veren şeyle aynı. İlk bölümü okuduğumda, “Bu mangaka ne yaptığını biliyor.” demiştim.

    Oda: Beni utandırıyorsun. (Gülüşmeler.)

    -: Bay Oda, eğer bir sanat sergisi yapacak olsaydınız, bu ne tür bir sanat sergisi olurdu?

    Inoue: Herhangi bir değişiklik yapmana gerek yok. Sadece bunu yapmak istemen yeter, etrafındaki insanlar buna balıklama atlayacaklardır.

    Oda: Doğrusunu söylemek gerekirse, sergilere karşı bir ilgim var. One Piece bittidiğinde, serginin de dahil olduğu birçok şeyi denemek istiyorum. Bir seri üstünde çalışırken, başka şeylere ayıracak gücüm olmuyor. Sen, Vagabond’un ortasındayken böyle bir sergi yapman, şapka çıkartılacak cinsten bir şey.

    Inoue: Aslında, Vagabond’a ara vermiştim. (Gülüşmeler.)

    Oda: Kendini bir şey adamışken, farklı bir şeyle uğraşmak… Onu da geçtim, çizdiğin serideki karakterleri böyle bir yerde sergilemek… Ben böyle bir şeyle başa çıkamam. Ne olursa olsun, One Piece benim her şeyim. O bittiğinde, gerçek hayatıma başlayabilirim.

    Inoue: Ne yani? Şu ankisi gerçek hayatın değil mi?

    Oda: Şu an için okurlarım için yaşıyorum.

    Inoue: Muhteşem!

    -: Sadece sözde olsa da, bir sergi yapma hayali gerçeğe dönüşecek olsa, ne tür bir sergi yapardınız?

    Oda: Sadece bakılacak bir şey yapmak istemezdim. Bir şeyler yaratmak ve birleştirmekle ortaya çıkacak bir şeyler yapmak isterdim. Ortaya eserler çıkarırken ellerimi kullanmak isterdim. Üç boyutlu sergilere benzer bir şey yapmak isterdim. Sen böyle bir şey yapmayı düşündüm mü hiç?

    Inoue: Aslında, Last Manga Exhibition’ın beni tam olarak ifade ettiğini düşünmüyorum. Temasal olarak ise, elimden gelenin en iyisini yaptım o yüzden buna benzer bir sergi daha yapmam büyük ihtimalle. Eğer ikinci bir sergi yapacak olsaydım, bundan tamamen farklı bir sergi olurdu. Buna daha çok var tabii ki? Ama şu an Last Manga Exhibition’ı son sergim olarak görüyorum. Bunu birçok insana birçok kez söyledim ama bence bu sergi olabileceği en iyi şeklinde. Umarım Kumamoto’ya gelir, sergimi görürsün.

    Oda: Sadece Kumamoto’da mı? Bu sergiyi denizaşırı yerlere de götürmelisin! New York gibi mesela! İnsanlar hayran kalırlar buna. Bay Yoshitaka Amano New York’ta bir sergi açmıştı ve büyük başarı sağlamıştı. Oradaki insanlar Samuraiları falan çok seviyorlar.

    Inoue: Öyle ama resimlerde diyaloglar da var. Bunu doğru düzgün aktarabilir miyim bilmiyorum. Manga okumayı ve anlamayı da bilmen gerekiyor.

    Oda: Şansını dene ve hiçbir şeyi açıklama. Diyalogları Japonca olarak bırak. Onlar da okur gibi hissetsinler kendilerini.

    Inoue: Anladım. Belki de yanında bir çeviri koyarım. Bunun hakkında düşünmek gerek.

    Oda: Lütfen eserini dünyaya aç. Vagabond Japonya’nın gururu.

    Inoue: Hayır, insanlar “Bu One Piece olmalı.” dediklerinde kıyaslamaya gerek yok. (Gülüşmeler.) Bugün burada seninle konuşma fırsatı yakaladığım için çok mutluyum. Lütfen Kumamoto Last Manga Exhibition’a gel.

    Oda: Memlekete gelip, sergine uğrayacağım!



    Kaynak: Gottsuiiyan
    Çeviren: YEGEN

    Edit:Alıntıdır.
     
  2. Integrale Željko Obradović!

    Integrale (Željko Obradović!)
    Mesaj Sayısı 1,774
    Üyelik Tarihi28 Ocak 2011
    Paylaşım için sağol.Sıkılmadan okudum.
     
  3. koma Guest

    koma (Guest)
    Mesaj Sayısı 0
    Üyelik Tarihi
    bilgisayarımda duran mangaların neden bu iki adamın mangaları olduğunu bu yazıda az çok çıkardım
     
  4. RedTeroR Üye

    RedTeroR (Üye)
    Mesaj Sayısı 2,834
    Üyelik Tarihi8 Ağustos 2009
    Teşekkür ederim... Çok iyi geldi.
     
  5. mikroo Üye

    mikroo (Üye)
    Mesaj Sayısı 15
    Üyelik Tarihi26 Ocak 2012
    bunu okumak yürek ister okuyamıcam oO
     
  6. serinqec01 (Üye)
    Mesaj Sayısı 21
    Üyelik Tarihi5 Nisan 2012

    Arkadaşım lütfen konuya saygısızlık etmeyelim, en azından yorumunu okuduktan sonra yap, okuyamayacağım çok uzun felan diyip milletin şevkini kırma.
     
  7. Mr. Bushido (Üye)
    Mesaj Sayısı 171
    Üyelik Tarihi22 Temmuz 2010
    Ben de sıkılmadan okudum. Güzel bir söyleşi olmuş.

    "Seriyi 5 karakter etrafında çevirmeyi planlıyordum" gibi bir şey demiş acaba 4. ve 5. kim? Usopp ve Nami heralde...
     
  8. cagdas Üye

    cagdas (Üye)
    Mesaj Sayısı 551
    Üyelik Tarihi19 Ağustos 2010
    Uzun zaman önce okuduğum bi röpörtajdı. İnoue'nin neden efsane olduğunu görmemi sağlamıştı. Slam Dunk'ın yanında one piece'in nasıl basit bi seri olduğunu bizzat oda söylüyo. Çok yaşa Slam Dunk. Yaşasın Hanamichi Sakuragi...
     
  9. Bahoz Üye

    Bahoz (Üye)
    Mesaj Sayısı 167
    Üyelik Tarihi1 Ağustos 2010

    Ben de öyle sanmıştım
     
  10. Raftel Üye

    Raftel (Üye)
    Mesaj Sayısı 162
    Üyelik Tarihi8 Kasım 2011
    Slam dunkın japonyadaki yeri başka bizde tsubasa neyse adamlarda slam dunk o japonlara basketi sevdiren seri ama sonu çok saçma bitiyor o 15 numaralı 2.08lik bi oyuncuyu seriye ne diye sokdu ben hala anlamıs değilim maç bile yapamadan seri bitti.
     

Bu Sayfayı Paylaş

Konuya Bakanlar (Üye: 0, Ziyaretçi: 0)

Yukarı Çık