Korsanfan.Com - One Piece Türkiye
Korsanfan.Com - One Piece Türkiye
  1. One Piece renkli manga çevirisi konu başlığı için tıklayınız.
    Uyarıyı kapat
Uyarıyı kapat
Sayın ziyaretçi, Korsan Fan'a hoş geldiniz. Forumumuzdaki konulara yorum yazmak, muhabbetlere katılmak ve forumumuza paylaşımlarınızla katkıda bulunmak için "Şimdi üye ol!" butonuna tıklayarak kayıt olunuz. Üyelik ile ilgili soru ve sorunlarınız için "Facebook" sayfamızdan bizlere ulaşabilirsiniz.

Korsan tarihi

'Korsanlar Tarihi' forumunda rocker_tr tarafından 22 Ara 2011 tarihinde açılan konu

  1. rocker_tr (Üye)
    Mesaj Sayısı 93
    Üyelik Tarihi8 Mar 2009
    Tarihin ilk korsanı

    belki de Homeros'un ünlü Odyssea eserinin kahramanı Ulyssea idi. Gerçekten de Ulyssea, adamlarını doyurmak zorunda kaldığında, Trakya ve Ege'nin sahil kasabalarını yağmalamaktan kaçınmı*yordu. Birçok Yunan mitolojisinde korsanlarla savaşan tanrıların adı geçiyordu. Korsanlık, Romalılar döneminde de çok yaygındı. Hatta Sezar'ın bir dönem korsanlara esir düştüğü ve büyük bir fidye karşılığı serbest bırakıldığı rivayet edilirdi.

    Uluslararası deniz tarihçiliği Komisyonu Genel Sekreteri Paul Adam, "Korsanlığın her zaman varolduğunu ve varolacağını" ileri sürüyor. Ona göre, "Korsanlar, devletin zayıflığından yararlanan parazitler..." Ne var ki, korsanlığı bir kara sakal, ya da bir tahta bacak öykü*süyle sınırlamak mümkün değil. Çünkü bu olgu, ta*rihsel gelişimi içinde, Stevenson hikayelerini aşan, siyasal-ekonomik bir olay...


    Korsanlığın ekononik rolünün herzaman olumsuz olduğu söylenemez

    Tarih boyunca birçok liman kenti, ekonomik canlılığını ve büyümesini korsanlıkla sağlamıştı. Hem yelken, hem de kürekle kuzey denizlerinden yola çıkan Viking gemicileri, özellikle Avrupa kıyıları, Akdeniz sahilleri ve Atlantik kıyılarını yüzyıllar boyunca yağmalamışlardı. Ne var ki, onların bu saldırıları organize saldırı*lar değildi, Ulyssea gibi karnı doyur*mak için saldırıyorlardı.



    Akdeniz'de iki koşul isteniyordu:

    İyi bir denizci olmak ve İslam dinini kabul etmek...

    Özellikle Kuzey Afrika sahillerinde gerçek anlamda korsan devletler ancak 15. ve 16. yüzyıllarda kurulmuştu. Tunus, Cezayir gibi kentler, Barbaros ve arkadaşları ile ondan sonra gelen denizcilerin Hıristiyan gemilerinden yağmaladıkları zenginlikle olağanüstü bir ticari güce ulaşmışlardı. Tarihçiler, 1613-1621 tarihleri arasında, Cezayir kentine her ay en az 10 korsan gemisinin demir attığını iddia ediyorlar. Bu korsan dev*letlerin zenginliği öylesine dilden dile yayılmıştı ki, binlerce maceraperest buralara akın ediyor ve gemilerde görev almak için başvuruyordu. O dönemde, başvuranlardan iki koşul isteniyordu: İyi bir denizci olmak ve İslam dinini kabul etmek...


    Avrupa korsanlığı resmileştirmeye başlıyor: "Devlet Korsancılığı"

    Kuzey Afrika'da korsan devletler olgusuna paralel olarak, Avrupa'da da ilginç bir koalisyon ortaya çıkmıştı. Denizlere egemen olmak ve yeni kıtalardan gelen zenginliklerin üzerine konmak isteyen bazı monarşiler, korsanlığı resmileştirmeye başlamışlardı. İngilizler ve Hollandalılar, bir süredir savaştıkları korsanları saraylara çağırıp, onlara "yetki belgesi" veriyorlar ve onları kral adına denizlerde düşman kovalamakta yetkili kılıyorlardı. Bu aslında, donanma için beş kuruş para harcamadan denizlere sahip olmanın bir başka yoluydu...


    Korsanlarla anlaşan krallar ek masraf yapmadan ganimetten pay alıyorlardı

    Kral, donanma için ek bir masrafa girmiyor, sadece yağmalanan malı korsanlarla paylaşıyordu. Korsanlar da, yaşamlarını yağlı ipte sona erdirme korkusundan uzakta, kazançlarını kral ile bölüşüyorlardı. Kısacası, alanın ve verenin memnun olduğu bir "devlet korsancılığı" sistemi kurul*muştu.


    Korsan kelimesinin kökeni

    Bu arada, terminolojide de bir farklılık ortaya çıkıyordu. Kendi adlarına direklere kurukafalı siyah bayrak çekenlere "Pirates", kral adına gemileri yağmalayanlara da İs*panyolca "Corsarios" kelimesinden gelen "Korsan" adı veriliyordu.


    Devlet eliyle korsanlık Yeni Kıta'nın keşfiyle birlikte iyice yaygınlaşmıştı

    İspanyol ve Portekizlilere karşı kullanıldılar


    Bu dönem, İngiliz, Fransız ve Hollandalıların, Yeni Kıta'yı yağmalayan İspanyol ve Portekizlilere karşı doğal bir ittifak oluşturdukları dönemdi. Fransız korsan Jean Fleury, 1520 yılından itibaren, Amerika kıtasından geri dönen İspanyol gemilerine saldırmaya ve yağmalamaya başlamıştı. Önceleri çok büyük kayıplar veren İspanyollar, bütün gemileri biraraya topladılar ve yılda bir kez gidiş-geliş düzenlemeye başladılar. Bu konvoy, çok güçlü silahlarla donatılmış dev kalyonlar tarafından korunuyordu.


    İspanyolların dev kalyonları küçük adalarda çaresiz kalıyor,

    Karaibler'deki küçük adalar korsan yatağı oluyor


    Ancak, İsponyollar çok büyük bir stratejik hata yapmışlardı. Amerika'dan Eski Kıta'ya uzanan deniz yolu üzerinde irili ufaklı çok sayıda ada bulunuyordu. Dev kalyonlar bu sığ ve kayalık sularda manevra kabiliyetini yitirdikleri için, ince ama hızlı korsan gemilerine yetişemiyorlardı. Yük gemilerini yağmalayan korsanlar hızla uzaklaşıp, bu küçük adalara sığınıyorlardı. Ada sayısının çokluğu nedeniyle İspanyol ordusu bu bölgede tam güvenliği ve denetimi kuramıyordu. Nitekim, özellikle altın yüklü İspanyol gemilerine saldırmak ve yağmalamak öylesine bereketli bir iş haline gelmişti ki, bir süre sonra dünyanın tüm serserileri ve maceraperestleri Karaibler'deki bu küçük adaları doldurmaya başlamıştı.


    Devletle bütünleşmiş ünlü İngiliz korsanlar

    Aslında, o günlerde İngiltere'nin Dover, Hasting, Rommey, Mithe ve Sandwich gibi büyük limanları da korsan yatağından başka birşey değildi. Francis Drake, Henry Morgan ve William "Captain" Kidd bu dönemin en ünlü, devletle bütünleşmiş korsanlarıydı.


    Kralla işbirliği yapan korsanlar, genel olarak ya İncil'e, ya da baltaya el basarak yemin ediyorlardı

    Korsanların çetin koşullarda yaşadıkları bir gerçekti ama, bu durumu fazla abartmamak gerekiyor. Çünkü, o dönemde kral himayesinde korsanlık yapanlar, çok katı disiplin kuralları altında eğitilen donanma askerle*rinden daha rahattılar. Kralla işbirliği yapan korsanlar, genel olarak ya İncil'e, ya da baltaya el basarak yemin ediyorlardı.


    Kral yaralanan korsana tazminat öderdi.... gözünü kaybedene 100 altın para.

    Korsanlarla kral temsilcileri arasında bir disiplin ve tazminat anlaşması bile imzalanırdı. Savaşta yaralanan korsanlar, bu anlaşma çerçevesinde tazminat alırlardı. Bir parmağını, ya da gözünü kaybedene 100 altın para, sol kolunu kaybedene 500, sağ kolunu kaybedene 600 altın para tazminat ödenirdi. Kaptan, diğer korsanlardan her zaman iki misli daha fazla pay alırdı.


    Korsanlık aleminde kaptan statüsü

    Ancak, korsanlık aleminde kaptan statüsünün, donanmadaki kaptan subay statüsünden farklı olduğunun altını çizmek gerekir. Korsanların kaptanı en küçük bir hata yaptığında emrindeki serseriler ayaklanır ve onu alt ederlerdi. Kaptanlara genellikle iki tür ceza verilirdi: Ya az miktarda yiyecek ve bir tüfekle ıssız bir adaya bırakılırlardı, ya da geminin iskele*sinden denize doğru uzatılan bir tahtanın üzerinde saatlerce bekletilirlerdi.



    Karaibler'e dehşet saçan korsanların büyük bir bölümü ya İngilizlerin ya Fransızlar'ın himayesi altındaydı

    Yeni Kıta'nın İspanyollar tarafından keşfedildiği dönemde, İngilizlerle Fransızlar'ın çıkarları denizde çakışmıştı. İspanyollar ve Portekizliler her ikisinin de ortak düşmanlarıydı. O günlerde özellikle Karaibler'e dehşet saçan korsanların büyük bir bölümü ya İngilizlerin ya Fransızlar'ın himayesi altındaydı. Kendi hesabına korsanlık yapmak isteyenler ise, en acımasız bir biçimde, şiddetle cezalandırılıyordu. Karaibler'e hakim olan korsanlar arasında da, Hollandalı Lavasseur, yine Hollandalı Lorenzo de Graff ve Fransız François de Grammont gibi isimler ünlüydü...



    İspanyol'ları alt eden İngiliz ve Fransızlar için

    "Devlet eliyle korsanlık" artık yük olmaya başladı


    18. yüzyılın başlarına gelindiğinde, Portekiz ve İspanyol rakiplerini alteden İngiliz ve Fransızlar için, "devlet eliyle korsanlık" verimli bir faaliyet olmaktan çıkmış, ülkenin sırtında bir yük haline gelmişti. 1715 yılında, Hollanda'nın Utrecht kentinde toplanan Avrupa'nın büyükleri, korsanlığı resmen yasadışı ilan ettiler ve kralların hizmetinde çalışan korsanları donanma içinde eritmeye başladılar. Bazı ünlü korsanlar, bu mesleği bırakıp iş hayatına atıldılar ve çok zengin oldular. İşte, günümüzde filmlerde korkunç anlatımlarını izlediğimiz gerçek korsanlar da bu tarihten sonra ortaya çıktılar.


    Dişi korsanlar Mary Read ve Anne Bonney

    Bunlar, kendi hesaplarına yelken açan, acımasız maceraperestlerdi. Jolly Roger'ın kurukafalı siyah bayrağı ölümle simgeleşmişti. "İngiliz" takma adlı John Avery, Lafıtte Kardeşler, gaddarlığı dillere destan olan Kaptan Teach ve dişi korsanlar Mary Read ve Anne Bonney bu döneme damgalarını vurmuşlardı. "Karasakal" diye çağrılan Kaptan Teach, Amerikan kolonilerine korku salmış*tı. Sık sık bu liman kasabalarına sal*dırıyor ve haraç topluyordu.


    Korsan avı başlıyor

    Ne var ki, "Atları da vururlar" misali korsanlık, düzenli ordu sistemine geçen ve belli bir statükoyu yerleştiren büyük devletler için artık tehlikeli ve yok edilmesi gereken bir kurum haline gelmişti. Bu nedenle, efsanevi korsanların büyük bir çoğunluğu donanmanın sıkı takibinden sonra esir alındılar ve asılarak cezalandırıldılar.


    Karaibler'den kaçıp Çin Denizi'ne sığındılar

    1730'lara doğru Atlantik Okyanusu'nda ve Karaibler'de korsanlık pratikte tamamen ortadan kalkmıştı. Donanmanın takibiden kaçmayı başaran bazı korsanlar ise, irili ufaklı binlerce adaya sahip olan Çin Denizi'ne sığındılar. Buradan tek tük geçen İspanyol, İngiliz ve Portekiz gemilerine saldırıp varlıklarını sürdür*meye çalıştılar. Kısacası, korsanlığın "Altın Çağı" kapanmıştı. En azından asırlar sonra, 20. yüzyılın son çeyre*ğinde Güneydoğu Asya denizlerinde yeniden hortlaymcaya kadar...


    Ünlü sigorta şirketi Lloyd, bölgede en az 20 bin kişinin korsanlıkla geçindiğini iddia ediyor

    Günümüzde Çinli ve Malezyalı denizcilerin ata mesleği olan korsanlığı tamamıyle terkettikleri söylenemez. Nitekim, bugün bu bölge özellikle yük gemileri için çok büyük tehlike taşıyor. Aralık 1992 tarihinde Malaka Burnu açık*larında saldırıya uğrayan Hollanda bayraklı "Baltimar Zephyr" gemisi baskını, korsanların en işlek güzer*gahlara kadar yanaştıklarının en büyük delili... Ünlü sigorta şirketi Lloyd, bu bölgede en az 20 bin kişinin korsanlıkla geçindiğini iddia ediyor. Korsanlar, çoğu zaman ani bir baskınla gemi ve mürettebatını esir alıyorlar, değerli malları kendi teknelerine yüklüyorlar ve gemide-kilerin para ve değerli eşyalarını da alıyorlar. Kendilerine direnilmediği takdirde adam öldürmeye pek yanaşmıyorlar. Ancak, çok gaddar ve iyi eğitilmiş olan bu kişi*ler direnenlere de hiç acımıyorlar. Radar ve ağır silahlarla donatılmış süratli teknelere sahipler, işlerini iyi bildikleri için de bir yük gemisini birkaç dakika içinde baştan aşağı yağmalayabiliyorlar...


    Çin Denizi, çağdaş korsanlık tehlikesinin bulunduğu tek bölge değil

    Son yıllarda, Batı Afrika sahillerinde de benzer olaylara rastlanıyor. Aynı şekilde, Amerikan sigorta şirketleri Karayibler'de yardım isteyen teknelerden sakınılmasını öneriyor.



    Çünkü, korsanlar gemiye çoğu zaman yardım çağrısında bulunan küçük teknelerle yaklaşıyorlar ve aniden saldırıyorlar

    Uluslararası Denizcilik Bürosu, bu korsanlarla bazı yerel yöneticilerin işbirliği içinde olduğunu ve bazı devletlerin de buna göz yumduğunu ileri sürüyor. Karaibler'de korsanlığı hızlandıran bir başka etken de kokain ticareti... Korsanlar kokain taşıdığını düşündükleri gemilere saldırıyorlar ve malı aldıktan sonra tüm mürettebatı öldürüp denize atıyorlar...


    Manş Denizini haraca kesen bir Türk korsanı...

    KÜÇÜK MURAT REİS:



    Murat Reis, Kuzey Afrika'daki Türk korsanları arasında yetişmiş ve zamanla arkadaşları arasında yükselerek kadırga reisliğinden korsan filosu komutanlığına kadar yükselmişti. Bir süre Batı Akdeniz'de korsanlık yaptıktan sonra, Amerika kıtasına ve Hindistan'a sefer yapan İngiliz, Fransız, Hollanda, İspanyol, Portekiz gemilerine raslayacağını düşünerek gözünü Atlas Okyanusu'na çevirmiş, böylece 1585'de Kanarya Adaları'na varmıştı. Bu adaları yağmaladıktan sonra Cezayir'e geri dönen Murat Reis, daha sonra 1625'de Manş Denizi'ne ve Bristol yakınlarındaki Lundy adasına saldırdı. Yaklaşık iki yıl kadar Türkler'in elinde kalan bu ada, bu süre içinde Murat Reis'in harekat üssü olmuş, buradan kalkan korsan gemileri Hollanda, Danimarka ve Norveç kıyılarına kadar akınlarda bulunmuşlardı.

    Bu yıllarda, İngiltere'nin güneybatısında bulunan Scilly adaları civarında 30 kadar Türk korsan gemisi dolaşıyordu, İngiltere hükümeti, bu gemilerin faaliyetlerinden dehşete kapılmıştı. Kıyılara dürbünlü nöbetçiler koymuşlar, köy ve kentleri tahkim etmişlerdi. Plymouth kenti ve limanlarının girişleri zincirlerle kapatılmıştı. Murat Reis, 1627'de Danimarka kıyılarına ve İzlanda adasına da bir baskın yaptı, İzlanda'ya çıkan adamları, bu adadan çok değerli ganimet ve 800 ka*dar esirle üslerine döndüler. Daha sonraki yıllarda Lundy adasındaki üssünü boşaltan Murat Reis, Cezayir'e geri döndü ama, Atlas Okyanusu'ndaki korsanlık faaliyetlerine devam etti. İlk seferlerini kadırga gemilerle yapmış olan Murat Reis'in, daha sonraki seferlerini Hollandalılar'dan ele geçen gemilere bakılarak yapılan kabasorta armalı gemilerle yaptığı düşünülmektedir. O tarihlere ait Avrupa kaynaklarında, Hıristiyan korsanlardan "kaba, itaatsiz, alçak" gibi sıfatlarla sözedilmesine karşılık, Murat Reis ve adamlarından "sevimli, nazik, zeki ve itaatkar" olarak sözedilmesi hayli dikkat çekicidir...

    kaynak : http://www.kerimusta.net/viewtopic.php?t=4457

    Korsanların Altın Çağı
    Karayiplerde ilk korsanlığa başlayanın kim olduğu tam olarak bilinmiyor. Fakat bilinen en eski ve en ünlü korsan Henry Morgan idi. Onun döneminde ülkeler daha yeni yeni Karayiplere yerleşmeye başladıkları için bu kaos ortamından faydalanıp denizlere dehşet salmaya başladı. Üstelik Henry Morgan'ın yaptığı bu suçlar kendisine İngiltere tarafından ünvan ve toprak verilerek yanına kar kaldı.

    Daha sonraki korsanlarda onun izinden gittiler. Genelde korsanlar 2 şehir arasında bir bölgede pusuya yatıp oradan geçmekte olan silahsız bir yük gemisine saldırıp, ganimeti alıp hemen kaçarlar. Ganimette korsanlar arasındaki rütbelere göre paylaştırılır.

    alıntı
     

Bu Sayfayı Paylaş

Konuyu Okuyanlar (Üye: 0, Ziyaretçi: 0)

Yukarı Çık